2 Mayıs 2014 Cuma

Hayatın İçinden | Sessizlik Üzerine

     İşte ilk blog yazım, ve sizleri bu yazımda o çok aşikar olduğumuz durumla; sessizlikle karşılıyorum... Hani hem çepeçevre sarar da bizi, ürpertircesine; hem de farkında bile değilizdir onun tarafından dört bir yanımızın usul usul kuşatıldığının... Kimilerine göre cennetten kopma bir nimettir o; huzurun elçisi ve sakinliğin getirdiği mutluluğun ileticisi ama... Köşe bucak kaçmaz mı sessizlikten kimileri de, cehennemin ateşini dahi söndürecek kadar soğuk ve karanlıktır diye?

     Sessizlik, sese amansız bir başkaldırışın usta ressamlarca resmedilmiş bir tablosudur kimilerine göre... Oysaki hiç sorunu olmamıştır belki de sessizliğin ses ile. Hatta şimdiye dek hiç böyle düşünmediysek bile ses, hiç buluşamayacağı talihsiz aşkıdır sessizliğin belki; kim bilebilir ki? Yoksunluk ne zamandan beri nefreti de ardından sürükler oldu? Aksine, yoksunluk özlemi getirmez mi ardı sıra? Aşkından yanıp tutuşan Mecnun'u düşünmek lazım mesela. Leyla'ya ulaşamamak kavurmamış mıdır aşk ateşini Mecnun'un? Hepimiz biliriz, Mecnun efsane olmuşsa Leyla'ya özlemidir bunun nedeni. İşte bunun gibi, belki sessizlik de sesi çok seviyordur da, ona ulaşamayıp kahroluyordur her saniye acısından. Belki bunun içindir sessizliğin ahı dünyaya, insanlara... Ya sessizliğin elinden gerçekten büyük aşkı ses (ç)alınmışsa?

     Bir imkansız aşk misalidir işte sessizlik ve ses. Sese hiçbir zaman kavuşamayacak olan sessizlik kimi zaman huzurlu suretini gösteriverir, kimi zamansa çoktan iç yakan acımasız bir ateşe bürünüvermiştir... Bundandır ki; insana ara ara büyük bir nimet gibi gelir sessizlik, ara araysa çok kötü bir kabus... Zaten haykırışlar getirmez mi uzun sessizlikler, hepsinde derin anlamlar gizlenmiş haykırışlar? Sessizlik başlı başına bir dünya değil midir; yarısı huzur dolu güneş ile aydınlanmış, yarısıysa karanlıklarda umutsuz kalmış? Aynı aşk gibi; dağınık göründüğünde bile derli toplu, derli toplu göründüğünde bile dağınık... 

     Ya nasıl davranmalı sessizlik karşısında, mademki sonu olmayan imkansız bir aşkı yaşıyor gönlünde? Bence yoldaşlık etmeli sessizliğe... Yürüdüğüm yolda yanıma gelmişse sessizlik, o sersem ve hırçın aşığı kovalamam pek bir manasız olur. Bir müddet beraber yürümeli ki; sese olan aşkı sessizlikten dinlemeli, sesin ne kadar kıymetli, ne kadar güzel olduğunu sessizlikten öğrenmeli; ve aynı zamanda sessizlikle yürünen yolun insana neler kattığını hiç keyif bozmadan tecrübe etmeli... Aşkından tükenmiş, ve belki de bu umutsuz aşkıyla sizi de tüketmiş olan sessizlik zaten siz isteseniz de, istemeseniz de ayrılmayacak mıdır biraz sonra yanınızdan; aramayacak mıdır aşkını başka diyarlarda? Siz de yürüdüğünüz yolda hazır sesin değerini ve güzelliğini öğrenmişken sessizlikten kurtulmuş olmayacak mısınız o zaman? İşte tam da şimdi dünyanız tekrar sese kavuştu, hem de sesin değerini ve güzelliğini sessizlikten öğrendiğiniz için artık daha bir doyasıya yaşıyorsunuz sesli dünyayı, daha bir zevk alıyorsunuz sesli yolculuk etmekten. Ancak biliyorsunuz ki yakında yine kaybolacak ses dünyanızdan, daha yolunuz çok uzun... Ama zaten artık biliyor olmayacak mısınız o an karşınıza bir daha çıkacak olan sessizlikle nasıl yoldaşlık edileceğini?   

     Birkan.
     :)